OSMANLI – TÜRK ANAY AS AL GE LİŞ ME LE R İ
Anayasacılık: Anayasacılık, devlet iktidarını hukukla ve yazılı bir anayasayla sınırlamak yoluyla birey özgürlüklerini güvence altına
alma amacI güden modern bir düşüncedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda iktidarın sınırlanması düşüncesi, halktan gelen bir talep olmaktan
çok, üst düzey devlet memurlarının çökmekte olan devleti kurtarmak için Batı’dan ithal ettiği çarelerden ibarettir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahın iktidarını sınırlama anlamında ilk anayasal belgeleri, 1808 Senedi-ittifak, Tanzimat ve
Islahat Fermanları 1876 Kanun-u Esasi’dir. Ardından Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı olağanüstü koşullar altında Büyük Millet Meclisi
tarafından kabul edilen 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) gelir. Cumhuriyet döneminde ise 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları
yapılmıştır.
OSMANLI DÖNEMİ ANAYASAL GELİŞMELERİ
1808 Sened-i ittifak
Sened-i ittifak, 1808 yılında Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa’nın girişimiyle Padişah II. Mahmut ile âyanlar arasında imzalanmış, yedi
madde ve bir ekten oluşan bir belgedir. Dolayısıyla bu belge, âyanların dayatması sonucu değil, merkez adına hareket eden üst düzey
görevlilerin girişimiyle kaleme alınmıştır. Sened-i ittifak ile âyan; padişaha sadakat, padişaha karşı ayaklananları cezalandırma, padişahın
vergi toplama emirlerinin yerine getirilmesi, İstanbul’da asker ocaklarının ayaklanması durumunda bunu bastırma, kendi yönetimindeki
yerlerin asayişine ve vergilerin ezici olmamasına dikkat etme sözü vermiştir. Buna karşılık, padişah da bu sözleşmeyle âyanların varlığını
tanımış ve onlara güvence vermiştir. Ayrıca bu belge, halkın korunmasına ilişkin düzenlemeler de içermiş ve halka zulmedilmesini
yasaklamıştır. Sened-i ittifak hem padişaha, hem âyanlara hem de halka yönelik olumlu düzenlemeler içermektedir. Ancak, özellikle
padişahla âyanlar arasındaki kazanımlar açısından padişahın daha kârlı olduğu söylenebilir.
1839hane Hatt-ı Hümayunu
Mustafa Reşit Paşa tarafından kaleme alınan Gülhane Hatt-ı Hümayunu, 3 Kasım 1839’da, sarayın bahçesinde, yabancı devlet
temsilcileriyle halkın önünde okunarak ilan olunmuştur. Gülhane Hatt-ı Hümayunu aynı zamanda Tanzimat Fermanı olarak da bilinir. Bu
ferman, padişahın tek taraflı iradesiyle yapılmış ve onun ağzından kaleme alınmıştır.
Tanzimat Fermanı’nın getirdiği en önemli yeniliklerden birisi, Ferman’da yer alan haklardan bütün Osmanlı uyruklarının din
ayrımı
Olmaksızın yararlanmasıdır. Böylece eşitlik ilkesi ilk kez bu Ferman’da benimsenmiştir. Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun açıklanması için
çıkarılan ek fermanda da “vezirden çobana kadar herkesin eşit olduğu” belirtilerek bu ilkeye bir kez daha açıklık getirilmiştir. Bu
başlangıç, teokratik devletten uzaklaşma ve laikleşme yolundaki evrimin habercisidir.
Ferman, tanıdığı hak ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesi için Meclis-i Ahkâmı Adliye ile askerî konuların düzenlenmesi amacıyla da
Babı Seraskeri Darı şûra adlı kurulların kurulmasını ve yasaların hazırlanmasında bu kurullara danışmasını
da öngörmüştür.
1839 Tanzimat Fermanı, padişahın da yeni çıkarılacak yasalara uyacağını belirtmiştir. Böylece artık yasalar yalnızca yönetilenleri
değil, onu yapanları ve uygulayanları da bağlayacaktır. Tanzimat Fermanı’yla padişah, ilk kez kendi iradesiyle kendi iktidarını sınırlamıştır
Ferman’ın getirdiği bir başka yenilik de eksik olmakla birlikte çok sayıda hak ve özgürlüğü güvence altına alan ilk Osmanlı belgesi
olmasıdır. Padişah, Ferman’a ve yeni yapılacak yasalara uyacağına dair yemin etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin gerçek anlamda ilk anayasal nitelikte belgesi olarak nitelendirilir.
1856 Islahat Fermanı
Islahat Fermanı’nın esasları Hariciye Nazırı Ali Paşa ile İngiltere, Fransa ve Avusturya elçileri arasında kararlaştırılmış; Ferman,
Sultan Abdülmecid tarafından ilan edilmiştir. Başka deyişle, Ferman dış baskı ürünüdür. Osmanlı Devleti ile Rusya
Arasındaki Kırım Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Avusturya, Osmanlı Devleti’nin tarafında yer almıştır. Bunun karşılığında da Sultan
Abdülmecid, Paris’te yapılacak
Barış görüşmelerinden önce Islahat Fermanı’nı yayımlamıştır. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nda tanınan her din ve
mezhepten herkese can, mal, ırz dokunulmazlıkları ile Müslüman olmayan cemaatlerin öteden beri sahip olduğu ruhani ayrıcalıkları ve
bağışıklıkları güvenceye almıştır. İşkence ve eziyet yasaklanmış; vergilendirmede düzeltime gidilmesi öngörülmüştür. Bütün
Din ve mezheplerin eşit olduğu bu Ferman’da da vurgulanmıştır. İbadet, din ve vicdan özgürlüğü kesin olarak korunmuştur.
Müslüman olmayan toplulukların kendilerini yönetmek için cemaat meclisleri oluşturabilmesi, ibadet yeri, hastane ve okul açabilmesi
öngörülmektedir. Müslüman olmayanların da eyalet meclislerine, memuriyete, askerî ve mülki bütün okullara girebileceği belirtilmiştir.
Müslüman olmayanların mahkemelerdeki tanıklıklarının Müslümanlarla eş değerde sayılması bu Ferman’da yer alan diğer
Düzenlemelerdir
1876 Kanun-u Esasi
Meşrutiyetçi akım, Tanzimat’ın ekonomik ve sosyal başarısızlıklarına, sonu alınamayan iç karışıklık ve dış müdahalelere ve 1871’den sonra
iyice koyulaşan baskıcı rejime karşı yeni bir arayışın ifadesidir.