TÜRK ANAYASA HUKUKU

OSMANLI – TÜRK ANAY AS AL GE LİŞ ME LE R İ 
Anayasacılık: Anayasacılık, devlet iktidarını hukukla ve yazılı bir anayasayla sınırlamak yoluyla birey özgürlüklerini güvence altına
alma amacI güden modern bir düşüncedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda iktidarın sınırlanması düşüncesi, halktan gelen bir talep olmaktan
çok, üst düzey devlet memurlarının çökmekte olan devleti kurtarmak için Batı’dan ithal ettiği çarelerden ibarettir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahın iktidarını sınırlama anlamında ilk anayasal belgeleri, 1808 Senedi-ittifak, Tanzimat ve
Islahat Fermanları 1876 Kanun-u Esasi’dir. Ardından Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı olağanüstü koşullar altında Büyük Millet Meclisi
tarafından kabul edilen 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) gelir. Cumhuriyet döneminde ise 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları
yapılmıştır.
OSMANLI DÖNEMİ ANAYASAL GELİŞMELERİ
1808 Sened-i ittifak
Sened-i ittifak, 1808 yılında Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa’nın girişimiyle Padişah II. Mahmut ile âyanlar arasında imzalanmış, yedi
madde ve bir ekten oluşan bir belgedir. Dolayısıyla bu belge, âyanların dayatması sonucu değil, merkez adına hareket eden üst düzey
görevlilerin girişimiyle kaleme alınmıştır. Sened-i ittifak ile âyan; padişaha sadakat, padişaha karşı ayaklananları cezalandırma, padişahın
vergi toplama emirlerinin yerine getirilmesi, İstanbul’da asker ocaklarının ayaklanması durumunda bunu bastırma, kendi yönetimindeki
yerlerin asayişine ve vergilerin ezici olmamasına dikkat etme sözü vermiştir. Buna karşılık, padişah da bu sözleşmeyle âyanların varlığını
tanımış ve onlara güvence vermiştir. Ayrıca bu belge, halkın korunmasına ilişkin düzenlemeler de içermiş ve halka zulmedilmesini
yasaklamıştır. Sened-i ittifak hem padişaha, hem âyanlara hem de halka yönelik olumlu düzenlemeler içermektedir. Ancak, özellikle
padişahla âyanlar arasındaki kazanımlar açısından padişahın daha kârlı olduğu söylenebilir.
1839hane Hatt-ı Hümayunu
Mustafa Reşit Paşa tarafından kaleme alınan Gülhane Hatt-ı Hümayunu, 3 Kasım 1839’da, sarayın bahçesinde, yabancı devlet
temsilcileriyle halkın önünde okunarak ilan olunmuştur. Gülhane Hatt-ı Hümayunu aynı zamanda Tanzimat Fermanı olarak da bilinir. Bu
ferman, padişahın tek taraflı iradesiyle yapılmış ve onun ağzından kaleme alınmıştır.
Tanzimat Fermanı’nın getirdiği en önemli yeniliklerden birisi, Ferman’da yer alan haklardan bütün Osmanlı uyruklarının din
ayrımı
Olmaksızın yararlanmasıdır. Böylece eşitlik ilkesi ilk kez bu Ferman’da benimsenmiştir. Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun açıklanması için
çıkarılan ek fermanda da “vezirden çobana kadar herkesin eşit olduğu” belirtilerek bu ilkeye bir kez daha açıklık getirilmiştir. Bu
başlangıç, teokratik devletten uzaklaşma ve laikleşme yolundaki evrimin habercisidir.
Ferman, tanıdığı hak ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesi için Meclis-i Ahkâmı Adliye ile askerî konuların düzenlenmesi amacıyla da
Babı Seraskeri Darı şûra adlı kurulların kurulmasını ve yasaların hazırlanmasında bu kurullara danışmasını
da öngörmüştür.
1839 Tanzimat Fermanı, padişahın da yeni çıkarılacak yasalara uyacağını belirtmiştir. Böylece artık yasalar yalnızca yönetilenleri
değil, onu yapanları ve uygulayanları da bağlayacaktır. Tanzimat Fermanı’yla padişah, ilk kez kendi iradesiyle kendi iktidarını sınırlamıştır
Ferman’ın getirdiği bir başka yenilik de eksik olmakla birlikte çok sayıda hak ve özgürlüğü güvence altına alan ilk Osmanlı belgesi
olmasıdır. Padişah, Ferman’a ve yeni yapılacak yasalara uyacağına dair yemin etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin gerçek anlamda ilk anayasal nitelikte belgesi olarak nitelendirilir.
1856 Islahat Fermanı
Islahat Fermanı’nın esasları Hariciye Nazırı Ali Paşa ile İngiltere, Fransa ve Avusturya elçileri arasında kararlaştırılmış; Ferman,
Sultan Abdülmecid tarafından ilan edilmiştir. Başka deyişle, Ferman dış baskı ürünüdür. Osmanlı Devleti ile Rusya
Arasındaki Kırım Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Avusturya, Osmanlı Devleti’nin tarafında yer almıştır. Bunun karşılığında da Sultan
Abdülmecid, Paris’te yapılacak
Barış görüşmelerinden önce Islahat Fermanı’nı yayımlamıştır. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nda tanınan her din ve
mezhepten herkese can, mal, ırz dokunulmazlıkları ile Müslüman olmayan cemaatlerin öteden beri sahip olduğu ruhani ayrıcalıkları ve
bağışıklıkları güvenceye almıştır. İşkence ve eziyet yasaklanmış; vergilendirmede düzeltime gidilmesi öngörülmüştür. Bütün
Din ve mezheplerin eşit olduğu bu Ferman’da da vurgulanmıştır. İbadet, din ve vicdan özgürlüğü kesin olarak korunmuştur.
Müslüman olmayan toplulukların kendilerini yönetmek için cemaat meclisleri oluşturabilmesi, ibadet yeri, hastane ve okul açabilmesi
öngörülmektedir. Müslüman olmayanların da eyalet meclislerine, memuriyete, askerî ve mülki bütün okullara girebileceği belirtilmiştir.
Müslüman olmayanların mahkemelerdeki tanıklıklarının Müslümanlarla eş değerde sayılması bu Ferman’da yer alan diğer
Düzenlemelerdir
1876 Kanun-u Esasi
Meşrutiyetçi akım, Tanzimat’ın ekonomik ve sosyal başarısızlıklarına, sonu alınamayan iç karışıklık ve dış müdahalelere ve 1871’den sonra
iyice koyulaşan baskıcı rejime karşı yeni bir arayışın ifadesidir.

İDARE HUKUKUNA GİRİŞ

1. Türk İdâre Teşkilatına Hâkim Olan Genel İlkeler; İdârenin kanuniliği ilkesi, merkezden yönetim ve yetki
genişliği ilkesi, yerinden yönetim
ilkesi, idârenin kamu tüzel kişilerinden oluşması ilkesi ve idârenin bütünlüğü ilkesi. Şimdi bu ilkeleri tek tek ele
alalım;
2. İdarenin Kanuniliği İlkesi; İdârenin örgütlenmesinde ve faaliyetlerinde yasaların egemen olması, idârenin
yasalara saygılı davranması, böylece yönetilenlerin, idârenin keyfî eylem ve işlemlerine karşı korunması anlamına
gelir. Tanım1: Kanuni İdâre
İlkesi; İdârenin kuruluş, görev ve yetkilerinin kanunlarla düzenlenmesidir. İdârenin kanuniliği ilkesi dört
boyutludur.
Birinci boyut; idârenin, işlevini yerine getirirken yasalara saygılı davranmasını ifade eder.
İkinci boyut; idârenin kuruluşunun kanunlarla düzenlendiğini, belirtir.
Üçüncü boyut; idârenin üstlendiği görevlerin kanunda gösterilmesidir.
Dördüncü boyut; idârenin yapmış olduğu işlemlerin aksi ispat edilinceye kadar hukuka uygun olduğunun kabul
edilmesidir.
3. Merkezden Yönetim (İdârî Merkeziyet) İlkesi; Bakanlıklar, üstlendikleri hizmetleri yürütürken devlet
kamu tüzel kişiliğini temsil ederler. Merkezden yönetim ilkesine göre kurulan idârî teşkilat iki ana bölümden
oluşur: Bu ana bölümler, başkent
teşkilatı ve taşra teşkilatıdır.
4. Merkezden Yönetimin Faydaları;
Merkezden yönetim ilkesi, devlet yönetiminde birliği sağlar.
Ülke içerisindeki silahlı güçler üzerinde sivil idârenin üstünlüğü, sivil idârenin merkezîleşmesiyle olmuştur.
Kamu hizmetlerinin verimli bir biçimde yürütülmesi için gereken uzmanlık ve mâlî kaynaklar, merkezden
yönetim ile daha kolay sağlanır.
Kamu hizmetlerinin ülkeye eşit bir biçimde yayılması sağlanır.
Kamu hizmetlerinin maliyeti azalır.
Kamu görevlileri yerel etkilerden uzaklaşır.
5. Merkezden Yönetimin Sakıncaları;
Bürokrasiye neden olur. Bürokrasi hastalığına düşen örgütlerde, kamu hizmetleri yavaşlar.
Aşırı merkeziyetçilik, demokrasi esaslarıyla bağdaşmaz.
Merkezden yönetimde, siyasal açıdan güçlü olan parlamenterler, kamusal kaynakların kendi seçim bölgelerine
kaydırılmasına neden
olabilir.
Merkez adına görev yapanlar, hizmetin gerekleri yerine merkezin görüşünün gereklerini uygulamayı
yeğleyebilirler.
6. Merkezden Yönetimin Sakıncalarına Karşı Geliştirilen Önlem: Yetki Genişliği;
Tanım2: Yetkigenişliği; merkez adına karar almaya yetkili kılınmış yüksek düzeydeki şefin ya da şeflerin karar
alma ve uygulama yetkilerinden
bazılarının, kendi hiyerarşik denetimleri altında kullanılmak üzere, başkentteki veya taşradaki bazı yüksek
memurlara aktarılmasıdır. Merkezî
idârenin başkent teşkilatı ile taşra veya yurt dışı teşkilatı arasındaki yetki genişliği uygulamasına örnek olarak
vâlileri ve büyükelçileri
gösterebiliriz. Başkent örgütü içinde yetki genişliği uygulamasına, müsteşarlıklar gösterilebilir.
7. Yerinden Yönetim İlkesi; Topluma sunulacak bazı hizmetlerin devlet kamu tüzel kişiliğinin dışında kurulan
kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesini ifade eder. (Ara Sınav / 2013:1) Yerinden yönetim ilkesi, ya yer
açısından ya da hizmet açısından
uygulanır. Eğer yerinden yönetim ilkesi belirli bir coğrafya üzerinde yaşayanların oluşturdukları örgütlere
uygulanıyorsa, yer açısından yerinden
yönetim idâreleri ortaya çıkar.
Örneğin belediyeler böyledir. Bunun tersi olursa, yani yerinden yönetim ilkesi belirli bir hizmetin kendisine
tanınmışsa, hizmet açısından
yerinden yönetim idâreleri ortaya çıkar.
Örneğin üniversiteler böyledir.
8. Yerinden Yönetimin Faydaları;
Yerinden yönetim, demokratik hukuk devletinin bir sonucudur. Bu ilkeyle halkın yönetime katılımı
yaygınlaşmakta, kişinin kendine güveni
NorFuLL Paylaşım Mekanı - www.norfulpaylasim.com Sayfa 2
artmaktadır.
Kamusal ihtiyaçların belirlenmesinde yerinden yönetim ilkesi daha etkindir. Bu durum, kamu hizmetlerinin
daha verimli, hızlı ve etkin
biçimde görülmesini sağlar.
Merkezden yönetimin sakıncalarını gideren bir yönetim biçimidir. Örneğin, merkezden yönetimin en büyük
sakıncası olan bürokrasiyi
azaltır.
9. Yerinden Yönetimin Sakıncaları;
Yerinden yönetim ilkesine göre kurulan idârelerin büyük bir bölümü mâlî sıkıntı çekmektedirler.
Yerinden yönetim ilkesine göre kurulan kamu tüzel kişilerine tanınan mâlî özerklik, zaman zaman o idâre
içinde kötü idârî geleneklerin
ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Yerinden yönetim ilkesinin aşırı uygulamaları, üniter devletlerde ülke birliği açısından tehdit
oluşturabilmektedir.
10. İdârenin Kamu Tüzel Kişiliklerinden Oluşması İlkesi; Tüzel Kişilik Kavramı, Kamu Tüzel Kişiliği ve İdâre
Tüzel Kişiliği, Kurulması ve Kaldırılması konuları ele alınacaktır.
11. Tüzel Kişilik Kavramı; Tüzel kişilik, bir yandan amaçla ilgilenenlerin işini kolaylaştırmakta, diğer taraftan da
amaç için örgütlenenlerle hukuki ilişki içine giren üçüncü kişilere bir güvence sağlamaktadır.
12. Kamu Tüzel Kişiliği; Kanun veya kanunun açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak bir idârî işlemle kurulan,
üstün ve ayrıcalıklı yetkilerle donatılmış, devlet tüzel kişiliğinden ayrı tüzel kişiliklerdir.
13. Kurulması ve Kaldırılması; Kamu tüzel kişiliklerinin kaldırılması için kanunda açık bir hüküm yoksa aksine
işlem ya da yetki ve usulde
paralellik ilkesi uyarınca ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak idârî bir işlemle olabilir.
Yetkide Paralellik İlkesi; Kural
olarak bir idârî işlemi yapmaya yetkili makamın o işlemi kaldırmaya veya değiştirmeye de yetkili olmasıdır.

HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI

1. İnsan Davranışı ve Kurallar;
Arkasında herhangi bir istencin bulunmadığı durumları karşılamak için, gündelik dilde gayri iradi veya istem dışı ifadelerini
kullanırız.
İnsan eylemleri, istencin ürünüdür.
İstenç; seçim yapma, hedef belirleme, sebep sonuç ilişkisi kurma ve karar vermedir.
Kurallar, belli durumlarda ne yapılması veya yapılmaması gerektiğini söyler.
Kural düşüncesi, tek tek olaylar için değil, benzer bütün olaylar için geçerli olmayı ifade eder.
Toplum içinde sürdürülen yaşam, çeşitli kurallara muhatap olma anlamına gelir.
İçinde yaşanılan toplumun ahlaki yargıları, gelenekleri, siyasi iktidarın koyduğu kurallar, adabımuaşeret (görgü) kuralları,
meslek kuralları, moda kuralları,
bütün toplumlarda varlığını gözlemlediğimiz din kuralları ve benzerleri, neredeyse insan eylemlerinin her türünü konu
edinmeye ve yönlendirmeye çalışır.
Hukuk kuralları, insan davranışına yönelmiş kurallardandır ve kişinin belli durumlarda hangi eylemde bulunulması
gerektiğini, muhtemel eylemlerinin
sonuçlarıyla birlikte ifade eder.
2. Ahlak Kuralları;
İnsan akıl sahibi bir varlıktır.
Filozoflar öteden beri, insan aklının iki yönünü birbirinden ayırmıştır. Bunların birincisi teorik akıl, diğeri ise pratik akıl’dır.
Tanım1: Teorik Akıl; Aklın, nesne ve olgular hakkında neye inanılması gerektiğiyle ilgili yapılan düşünmeyi gerçekleştiren
yönüdür. (Ara Sınav / 2013:5)
Tanım2: Pratik Akıl; Aklın eylemle ilgili düşünmeyi gerçekleştiren, ne yapılması gerektiğine karar veren yönüdür.
Pratik akıl, eylemleri yönlendirir.
Ne yapılması gerektiğine karar verilecek durum, bazen pratik aklın salt araçsal kullanımını gerektirir.
Pratik aklın ahlaki yönüyle değerler ve normlar türetir.
Ahlaki yargılar, yani ahlak ilke ve kuralları, bize iyiyi gerçekleştirmek için hangi ilkeleri veya kuralları izlememiz gerektiğini
söyler.
Ahlak sözcüğünün betimsel ve normatif anlam taşıyan iki kullanımı vardır. Birincisi, özellikle toplum veya gruplarla ilgili
olduğunda, var olan davranış
kurallarına gönderme yapar. İkincisinde ise uyulması gereken kurallar düşüncesi vardır. Bu anlamıyla ahlak, insanlara uyma
talebinde bulunmak anlamında
kullanılır, dolayısıyla da normatiftir.
Tanım3: Normatif Ahlak; Uyulması gereken davranış kurallarına işaret eder. (Ara Sınav / 2013:1)
Ahlak kuralları, iyiye yönelmiş eylemi talep eden kurallardır.
Ahlak beşerîdir. İnsan ürünüdür.
Her grubun kendine has ama üyelerinden bağımsız oluşturulmuş bir ahlakı vardır.
Ahlaki yargılar öncelikle toplumdan öğrenilir.
Bir ahlak kuralına uyulmamasının iki tür sonucu olabilir. Birincisi, ahlak kişinin kendi kendisine sınır koyması demek
olduğundan, kendi içinde yaşadığı
çelişkinin sonucu olarak duyulan ve genellikle vicdan azabı olarak isimlendirilen huzursuzluktur. İkinci tür sonuç, toplumun
genel ahlaki yargılarına aykırı
hareket edilmesi durumunda diğer kişilerle ilgili olarak ortaya çıkar. Kişi başkaları tarafından ayıplanabilir, kınanabilir, hatta
dışlanabilir.
3. Din Kuralları;
Tanım4: Din; İnsanın doğasına, evrenin yapısına, insanların nasıl yaşaması gerektiğine, gerçeklik ve değerlerle ilgili doğruları
araştırmanın en iyi
yöntemlerine ilişkin birbiriyle içten bağlantılı bir inançlar kümesi ve bu inançlar tarafından belirlenen tutumlar ve
pratiklerdir. (Dönem Sonu Sınavı / 2013:1)
Dinler, evrene dair bir anlayış ortaya koyar ve insan olmanın ve beşerî eylemlerin anlamını sunarken, aynı zamanda
mensuplarından çeşitli şekillerde
davranmalarını ister.
Din kurallarına uyulmasının yaratacağı gazap ve azap bu kuralların yaptırımıdır.
4. Örf ve Âdet Kuralları;
Örf ve Âdet Kuralları özellikle modernleşmiş toplumlarda daha fazla önem taşır.
Örf ve Âdet Kuralları, biraz daha geniş haliyle gelenek, biraz daha dar haliyle töre ismini alır.
5. Hukuk Kuralları;
Hukuk kuralları öncelikle emreder veya yasaklar.
Hukuk kuralları, belli durumlarda belli eylemlerde bulunmaya izin verir.
İnsanlar öldürme kabiliyetinden yoksun olsa idiler, öldürmeyi ahlaken, dinen veya hukuken yasaklamanın bir anlamı
kalmazdı.

HALKLA İLİŞKİLER VE İLETİŞİM

İLETİŞİM VE İLETİŞİM SÜRECİNDE HALKLA İLİŞKİLER 
İletişim: ilişkiler iki birim arasında birbiriyle ilişkili bir dizi mesaj alışverişidir. alışverişidir.” İletişim sürecini
etkileyen ve çalıştıran dört temel
unsur dikkat çeker. Belirtilen bu unsurlar iletişimi anlamlı hale getirmektedir. Bunlar;
• Birim, • İlişkili olma, • Mesaj, • Geribildirim.
Birim: Birim soyut bir kavramdır. Birbiriyle karşılıklı mesaj alışverişi yapan insan hayvan ya da makinenin her
birine “iletişim birimi” adı verilir. İletişim sadece insana özgü bir olay değildir. İki kedinin karşılıklı miyavlamaları
onların iletişim içinde
olduğunu gösterir.
İletişim birimleri; kaynak birim ve hedef birim olarak ikiye ayrılır. Kaynak birim, mesaj gönderen birimdir.
Adından anlaşılacağı gibi, kaynak
birim mesajın kaynaklandığı, oluştuğu birimdir. Hedef birim ise, mesajın gönderildiği birimdir. İki kişi
konuşurken, konuşan kaynak, dinleyen
ise hedef birim olmaktadır.
İlişkili Olma
İletişim olabilmesi için sadece mesaj alışverişi, bir başka deyişle, sadece iki yönlülük yeterli olmaz. Alınan ve
verilen mesajların birbiriyle
ilişkili olması gerekir. Birbiriyle ilişkili olmayan mesajlar arasında manidarlık yoktur
Mesaj
Mesaj, kaynak birimdeki içeriğin, bir seçim sürecinden geçirilmiş ifadesidir. İnsanların karşılıklı konuşurken
birbirlerine söyledikleri sözler,
mesaja örnek verilebilir. Ne var ki, mesajın mutlaka sözlü olması gerekmez. Sözsüz mesajlar da vardır. Yüz
ifadeleri, el kol hareketleri, oturuş
ve duruş, birer mesajdır
Geribildirim
İletişim iki yönlü bir süreçtir ne sadece alış, ne de sadece veriş, iletişimi oluşturamaz. İletişim olabilmesi için bir
mesaj alışverişine, bir başka
deyişle, iki yönlülüğe gerek vardır. Kaynak birimin gönderdiği mesaja karşılık, hedef birimin verdiği “yanıt
mesaj”a, geri bildirim adı verilir
İletişim Kavramının Tanımları
• Duygu, düşünce ya da bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme,
komünikasyon,
• Telefon, telgraf, televizyon, radyo gibi aygıtlardan yararlanarak yürütülen bilgi alış verişi, bildirişim,
haberleşme, muhabere,
komünikasyon” olarak tanımlanmaktadır.
“İletişim, katılanların, bilgi/sembol üreterek birbirlerine ilettikleri ve bu iletileri anlamaya, yorumlamaya
çalıştıkları bir süreçtir.
İletişimin Temel Amaçları
Birey iletişim aracılığıyla çevresi ve kendi yaşamında etkin ve belirleyici olmak ister. Buna göre kişi açısından
özel amaçları farklı olsa bile asıl
amaç çevre üzerinde etkin olmak, karşısındakilerde davranış oluşturmak, tutum değiştirmek ve geliştirmektir
Var olmak
Toplumsal bir varlık olan insan, diğer insanlardan yalıtılmış bir biçimde uzun süre yaşayamaz. Toplumsal
yaşamın işleyişi insanı diğer
insanlarla iletişimini zorunlu kılmaktadır. Var olmanın temel amacı, bir yandan toplumla bütünleşen,toplumdaki
sosyal olayların nedensonuç
ilişkisini kavrayan ve topluma ait olan bireyler yaratırken, diğer yandan da düşünce, duygu, tutum ve
davranışları ile beğenilerek,
kabul edilmiş insan kimliğinin yarattığı saygınlık ve onur var olmanın anlamını ortaya koymaktadır.
Bilgi Edinmek
İnsanlar geçmiş yaşantılardan günümüze kadar olan tüm yaşam biçimlerini irdelemek ve bu süreçte olup
bitenleri öğrenmek istemişlerdir.

Etkilemek
İletişim sürecinde bireyler, birbirlerinin tutum, davranış, duygu ve düşüncelerini etkilemektedir. Kişi, iletişim
kurduğu kişiyi kendi istediği
yönde etkilemeye çalıştığı gibi, karşı tarafın etkisi altında da kalabilmektedir.Etkileme süreci bireysel olabileceği
gibi toplumsal düzeyde de
olabilmektedir.
Eğlendirmek
Eğlenmek ve eğlendirmek insanların iletişim aracılığı ile diğer kişilerle birlikte iyi vakit geçirmesini
amaçlamaktadır. Bireysel anlamda mutlu
olmayı başaran insanlar daha kolay iletişim kurabilmekte ve kendilerine olan güven ve yeterlik duygularını
doyuma ulaştırabilmektedirler.
İlişkileri Geliştirmek
Temel gereksinimlerin başında sevilmek ve saygı duymak gelmektedir. Bu nedenle kişilerarası iletişim kurma
amacının temelinde sevme,
sevilme ve saygı duyma gibi gereksinimlerin karşılanması vardır. Tüm insanların en büyük gereksiniminin,
sevmek ve diğerleri tarafından
sevildiği, saygı gördüğü, beğenildiği ilişkileri geliştirmek olduğu düşünüldüğünde ilişkileri geliştirmenin önemi
kendiliğinden ortaya
çıkmaktadır. Bireyler kurdukları iletişim yoluyla yalnızlık, gerginlik ve soyutlanmışlık duygularını azaltmakta,
yarattıkları paylaşımlarla
çaresizliklerini gidermektedirler.
Kişilik Geliştirmek
İletişimin temel amaçlarından birisinin de bireylerde sağlıklı bir kişilik geliştirme sürecidir. Bireysel düzeyde
kişilik, toplumsal düzeyde kimlik
kazanma sürecinin temelinde kişilerin ilişkileri sırasında bulunduğu ortamlar ve ilişki kurduğu kişiler yeni rol ve
statüler ile birlikte kişilik ve
kimlik kazanmalarında belirleyici olmaktadır.

ADALET MESLEK ETİĞİ

ADALET MESLEKİ ETİĞİ KAVRAMSAL TEMELLER
AHLAK 
AHLAKIN KONUSU: insanların bilinçli eylemleridir. Nesnesel olaylar, durumlar, ahlaka uygun veya
ahlaka aykırı olarak
nitelenemez. Aynı şekilde hayvanların hareketleri de ahlakla ilgili değildir.
ÖRN: uykusunda horlayan birisi ne kadar çok kişiyi rahatsız ederse etsin sırf horladığı için ahlaka
aykırı davranmış olmaz. En
fazla horladığının ve başka insanları rahatsız ettiğini bildiği halde tedavi olmak için hiçbir çaba sarf
etmemesi ahlaka aykırı
olur.
AHLAK: uyulması gereken davranış kurallarıdır. İyiye yönelmiş eylemi gerektirir.
AHLAKSIZLIK: ahlak eylemlere yüklenirken ahlaksızlık insanlara yüklenen bir niteliktir uyulması
gereken kurallara uymamayı
alışkanlık haline getirmiş olmayı kastederiz.
ERDEM: ahlaken değerli görünen bir durumun gerçekleştirilmesi için kişinin sahip olması gereken
yetenek, beceri, kapasite
ve yeterliklerdir. ERDEM kişilik özelliğidir. Ama bu özellik, ancak eylemler vasıtasıyla görülür hale
gelir.
PRATİK AKIL VE AHLAKİ DÜŞÜNÜŞ 
TEORİK AKIL: aklın nesne ve olgular hakkında neye inanılması gerektiğiyle ilgili yapılan
düşünmeyi gerçekleştiren yönü
PRATİK AKIL: aklın eylemle ilgili düşünmeyi gerçekleştiren ne yapılması gerektiğine karar veren
yönü.
DEGER YARGILARI



AHLAK VE TOPLUM 
Doğada yasalar vardır: olgular ve nesneler yasalara tabidir.( bir aslanın avını parçalaması ahlakla
ilgili değildir.
Doğanın ahlakı olmaz ).
ahlak,insan ürünüdür yani beşeridir insan tarafından yaratılmıştır.
AHLAK VE ETİK 
Etik düşünme : sadece filozoflara ait değildir. ‘’ Ne Yapmalıyım ‘’ sorusunun sorulduğu bir
durumda, herkes etik
düşünme gerçekleştirmek durumundadır.
AHLAKİ SORUMLULUK :ÖZGÜRLÜK,ÖZNELLİK VE GÖRELİLİK 
Ahlakın dili normatiftir: yasaklar,izin verir,buyurur.
Belirlenimcilik: insan eylemlerinin,aynen doğa olaylarındaki gibi doğal süreçlerle belirlendiğini
savunan görüş
Öznelcilik: ahlaki yargıların kişilerin duygularına bağlı olduğu ,salt o kişiye ait olması nedeniyle
doğru ve ya yanlış
olmayacağını söyleyen görüş.
Evrenselcilik:bazı ahlaki yargıların herkes için geçerli olduğunu savunan görüş.
Kültürel görelilik: ahlaki yargıların kültürel temele sahip olması nedeniyle
karşılaştırılamayacaklarını ve veya farklı
kültürlerde birbiriyle çatışan ahlaki yargıların aynı anda geçerli doğru olabilmesi anlamına gelir.


AHLAKİ EYLEMİN GAYESİ:İYİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ 
EN YÜKSEK İYİ OLARAK MUTLULUK
* mutlulukçuluk: yaşamın anlamını mutlulukta bulan insan eylemlerinin son ereği olarak mutluluğu
gören ahlak
öğreticisi mutlulukçuluk.
*Hazcılık: duyusal hazlara bağlanan mutlulukçuluk.
* Faydacılık: özünde benci bir düşüncedir. Ancak kişilerin mutluluğunun toplumun genel
mutluluğuna bağlı olduğunu
savunduğundan ,toplumsal mutluluğu artırmayı ahlaki bir görev olarak görür.
** KANT: ahlak yasasını kendi ifadesiyle şu şekilde formüle etmiştir ‘’ öyle eyle ki,eyleminin
dayandığı ilke ,aynı
zamanda öbür insanların eylemleri içinde bil ilke ve yasa olabilsin ‘’.